Ana sayfa Kültür - Sanat ZERO ve Umut

ZERO ve Umut

yazan Dikris Dülgeryan

Herkesin unutamadığı, mutlaka tekrar tekrar gitmek istediği, fotoğraflamaktan kendini alıkoyamadığı ve saatlerce üzerinde konuşabileceği en az 1-2 tane sergi veya eser vardır.

Benim aklımda ve kalbimde yer edinen sergi de 14. İstanbul Bienali ile eş zamanlı açılan ZERO sergisidir. Sergiye gitmeden önce bir köşe yazısında Sabancı Müzesi Genel Müdürü Nazan Ölçer’in “Bir tarafta dramatik öyküleriyle Suriyeli göçmenler, öte yanda tırmanan terör olayları. Türkiye’nin bu gündemi değiştirmesi lazım. Terör bugün dün fakat Türkiye’nin başka bir yüzünü de göstermek lazım. Bunu da ancak sanatla yapabiliriz.” cümlelerini okumuştum ve bana çok anlamlı gelmişti. Bu yazıyı okuduktan sonra sergiye gitme kararı aldığımı net bir şekilde hatırlıyorum.

Müzeye doğru ilerlerken, beni ZERO akımının öncü sanatçısı Heinz Mack’a ait dev altın mozaik kaplı sütunlar karşıladı. Mutlaka sizler de sosyal medyada veya gazete haberlerinde görmüşsünüzdür. Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü eseri o kadar dikkat çekiciydi ki, uzun süre seyredip farklı açılardan fotoğrafını çekmiştim.

Heinz Mack’in kimseye benzemeyen tavrı ve duruşu eserlerine her zaman yansımıştır. 20. yüzyıl ortasının ilk büyük avangart akımı ZERO’nun kurucusu, 10 yılın sonunda da bu akımın misyonunu tamamladığını ilan ederek bitirenin yine kendisi olduğunu söylersem, az çok Mack’in duruşunu sizlere anlatmış olacağım diye düşünüyorum. Çalışmaları adeta sizi diyaloğa davet eder, soru sordurur, içsel tartışmalara sebebiyet verir.

Büyülenmiş bir şekilde müzeye doğru ilerlerken, müzenin girişinde ZERO akımı ile ilgili bir metin okumuştum. Sizlerle de paylaşmak isterim;

“II. Dünya Savaşı sonrasında gelen yıkıma ve olumsuzluğa bir cevap olarak 1957’de Düsseldorf’ta doğan ZERO akımı, bir avuç genç sanatçının savaşın durağanlığa sürüklediği sanat ortamında eserlerini sergileyecek galeri bulamamasıyla başlamıştır. Sanatçı kimlikleriyle felsefe eğitimlerini birleştiren Alman sanatçılar Heinz Mack ve Otto Piene, “Sanat sıfırdan başlamalı” prensibiyle yola çıkarak karamsarlık havasından silkelenerek geleneksel yöntemlerden tamamen uzak, yepyeni bir sanat arayışına girmişlerdir. Sanatı sıfırdan yaratma çabası, kendilerine ZERO adını vermelerine sebebiyet vermiştir. Boya, kompozisyon, figür gibi sanatın temellerini oluşturan geleneksel yöntemlerden kurtulup, teknoloji ve sürekli gelişen bilimin ışığında, daha önce hiç kullanılmamış malzemeleri denemek istemişlerdir. Birkaç sene sonra aralarına Günther Uecker’in yanı sıra Yves Klein, Piero Manzoni ve Lucio Fontana katılmıştır. Ortaya çıkan heyecan verişi işler, tek günlük sergiler ve performanslar sayesinde sanat dünyası canlanmaya başlamıştır. Hatta sadece Almanya’da değil, tüm dünyada. 1967 yılında dağılmış olsa da, sonrasında ortaya çıkan birçok yeni akıma ilham kaynağı olmaya devam etmişlerdir.”

Metin bilgilendirici ve açıktı. Bu bilgilerle sergiyi gezmek insana daha çok zevk veriyor bence. Her ne kadar sergi alanı labirent içindeymişsiniz gibi hissettiriyor olsa da, belki de heyecanlandıran kısmı öyle olmasıydı. Üç kata yayılan sergide ateş, ışık, hareket, uzam, renk, titreşim gibi birbirinden farklı ve ilginç öğeler karşıma çıkmıştı. Arka fon, renkler ve eserler bütünleşmişti (bordo ve beyaz).

Sergi alanı insanın sinirini bozan bir ciddiyet içerisinde iken bile interaktif eserler eğlenceliydi. A’dan Z’ye çalışan herkesin güler yüzlü ve sıcakkanlı oluşu epey zaman geçmiş olmasına rağmen aklımda hala kalan detaylar arasında.

Sergi alanındaki tüm eserler ilgimi çekmişti. Özellikle Piero Manzoni’nin ‘Achrome’ adlı eserini hala arkadaşlarıma anlatırım. Eseri ilk gördüğümde gözümü rahatsız eden bir şey olmuştu, fakat daha sonra hayal kurmaya başladım ve kafamda ‘tavşan, pişmaniye, kedi’ gibi kelimeler oluştu. Bence, Manzoni tam da bunu yapmak istiyordu. Kendisi hem malzeme hem de kavram açısından sanat eserinin doğasına mizahi yoldan meydan okumuştu.

Manzoni, sanat eserinin sınırlarını aşan, ölçülemeyen ve sonsuz olanın peşinden giden biridir. Hiçliğin ifadesi olarak kullanılan beyaz renk, zaten renk olma niteliğini kaybetmiş sayılmaz mı? Beyaz renk aslında sonsuz anlamlar sunan bir başlangıç alanı gibi. Fırça ya da boyanın tercih edilmediği yepyeni bir resmin doğuşu gibi.

Akımın, dünyaya umut vermek, aydınlık bir gelecek sunmak felsefesi esere net bir şekilde yansımıştı. Umuttan söz açılmışken bu dönemde ne kadar çok bahseder olduk bu kelimeden.

Murathan Mungan’ın bir sözü vardır çok severim. Sizlere de yazımın sonlarına doğru yaklaşıyorken bahsetmek istiyorum. Şöyle der; “İnsan ne yaşarsa yaşasın sonunda her şey bir gün batımına bakıyor”.

Çok doğru değil mi? O gün orada bitiyor ama yarın için içimizde sürekli iyi bir şeyler dilemek ihtiyacı ne yaşarsak yaşayalım, bitmiyor. O hüzünle ve panikle umut etmeye devam ediyoruz. Aslında hepimiz umuttan besleniyoruz. Hep daha iyisi olsun diye, daha güzel bir yarına uyanmak adına, şükür edip umut ediyoruz. Ne yaşarsak yaşayalım, dünya hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında dönmeyi bırakmıyor. Yaradılışımız gereği herhalde, içinde bulunduğumuz dünya bırakmıyorsa, biz niye bırakalım ki?  Hayat devam ediyor, yarın her şey daha iyi olacak. Çünkü, niye olmasın ki?

İlginizi Çekebilir

9 Yorumlar

Noreg 13/06/2020 - 17:23

Ne hoş, samimi ve pozitif bir yazı olmuş.
Olumsuzluklara karşı bakış açımızı yenileyebileceğimiz nice yazılarınızın devamını bekliyoruz, takipteyiz;)
Sevgiler,
Noreg

Cevapla
Melek Kanık 13/06/2020 - 17:28

Bende gezerken ayni seyleri hissetmistim cok guzel kaleme alınmış ❤️

Cevapla
Selin 13/06/2020 - 22:14

Keşke görseydik dedirtti, tebrikler, çok güzel bir yazı..

Cevapla
Bahar 14/06/2020 - 13:39

Son paragraf bu pandemi surecindeki hislerimizin dort dortluk bi ozeti olmus.. Tebrikler!!

Cevapla
Gönül 14/06/2020 - 13:45

Teşvik edici bir yazi olmus cok pozitif ve okurken keyiflendirdin yazilarinin devamini bekliyoruz :)) sevgilerrr

Cevapla
Demet 18/06/2020 - 08:42

Gidemediğim için üzülmüştüm, şimdi dahada üzüldüm. Çok güzrl bir anlatım. 👏🏻👏🏻👏🏻

Cevapla
Sinan Suner 18/06/2020 - 10:42

Hem bilgilendirici hem de ilham verici, duygu yüklü bir yazı. Sıfırdan başlamak aslında hepimiz için hayatımızda düşünmememiz gereken bir kavram. Bütün önyargılarımızdan, alışkanlıklarımızdan uzaklaşarak kendimizi tekrardan yaratmak, bunu da umutla yapmak. Bana bunları düşündürdü. Ne güzel bir anlatım ve duygu aktarımı. Çok teşekkürler Dikris.

Cevapla
Füsun 18/06/2020 - 10:56

Kaçırdığım için hep üzüldüğüm, zaman ayırmadığım için kendime kızdığım bu sergiyi sizden dinlemek ayrı bir güzellik oldu. Okurken, kendimi orada hayal ettim. Benim bu sergiden çıkarımlarım ne olurdu, aynı hisleri mi paylaşırdık? Ne olursa olsun, içinde hissettim kendimi, yorumlarınız derinden yaşattı eserleri. Evet sanat iyilestiriyor kişiyi, hayallerini zorluyor, fakat yazınızla bir kez daha farkettim ki, onu yorumlamak ve başkalarına o duyguyu yazıyla derinden hissettirebilmek ayrı bir değer. Çok teşekkür ederim. Hep gezin, hep yazın. Zevkle ve merakla takip edeceğim. Hatta eminim gittigim, izlediğim mekânlari yine sizden dinlemek ayrı bakış açıları kazandıracak bana.

Cevapla
Aylin Yilmabasar 18/06/2020 - 11:09

Kendimi orada hissettim.. Tesekkurler Sevgili Dikris

Cevapla

Bir Cevap Yazın