Ana sayfa Wellbeing Terapide 7. Sanat

Terapide 7. Sanat

yazan Tutku Uyarağalar

Herkese merhaba! Geçtiğimiz günlerde Melis ile Smile and Travel hesabında yaptığımız canlı yayında sinematerapiden bahsetme fırsatımız olmuştu. Bunun üzerine çok detaylı olmasa da sinematerapinin ne olduğu ve nasıl bir rasyonele dayanarak terapide araç olarak kullanıldığını yazmak istedim. Hepinize keyifli okumalar dilerim.

“Sinematerapi”,  bazılarımız için yeni bazılarımızın da daha önceden aşina olduğu bir kavram olabilir. Terapistler, seans içerisinde çeşitli araçlar kullanırlar. Bu araçlar, terapideki güven ilişkisinin kurulmasına, danışanın içgörüsünün artmasına, terapist-danışan ilişkisinin sağlamlaşmasına yardımcı olabilir.

“Bibliyoterapi”, kitapların terapistin gerekli gördüğü noktada devreye girmesi ve teröpatik bir araç haline gelmesi şeklinde açıklanabilir. Sinematerapide de aynı şekilde, filmler bir araç görevi görür ve bu durumda terapinin bir parçası haline gelir.

Sinematerapinin uygulanış şekli tamamen terapist kontrolündedir. Terapist, danışanının terapiye gelme nedenini öğrenir, aile yaşamını, hayatını, mevcut durumunu danışana sorarak bilgi sahibi olur. Bunun ardından terapist danışana – önce kendisi izleyerek ve danışana önerme rasyonelini kafasında planlayarak- tavsiye eder.

Filmler, danışanların genel olarak izlemeyi tercih ettiği türlerde, danışanın içgörü kazanmasına yardımcı olabilecek, hikayedeki karakter ile empati yapmasına, kendisini özdeşleştirmesine imkan sağlayacak bir şekilde, uygun bir seçkiden seçilir. Film listesi çok katı ve değişmez değildir. Terapide ele alınabilecek belirli konulara dair birkaç listeye rastlayabilirsiniz, fakat terapist kendi klinik kararıyla da danışanına bir film seçebilir.

Terapist, danışana filmi kimlerle ve ne zaman izlemesini önerdiğini de söyleyebilir. Film, danışan tarafından izlendikten sonra takip eden seansta film üzerine konuşulup, tartışılır. Danışana, genel olarak filmle ilgili hissettikleri, düşündükleri sorulur ve terapistin yönlendirmesiyle gerekli noktalar ile ilgili detaylıca konuşulur.

Bu noktada önemli olan şey, danışanın filmdeki karakterle özdeşleşmeyi sağlamasıdır. Bu alanda çalışan birçok profesöre göre, danışan kendi durumunun bir benzerini film içerisindeki karakterlerden birinin ya da birden fazlasının yaşadığını gördüğünde, bu duruma karşı “safe distance” yani “güvenli mesafe” olarak adlandırılan bir mesafe alır. Bu mesafe de durumu uzaktan görmeye ve farklı bakış açıları geliştirmeye yarar.

Bu özdeşleştirmenin sonucunda terapinin de işleyişiyle danışanda davranış, düşünce ve duygu örüntülerinde bir değişim gerçekleşebilir.

Kaynak: Dermer, S. B., & Hutchings, J. B. (2000). Utilizing movies in family therapy: Applications for individuals, couples, and families.The American Journal of Family Therapy28(2), 163-180.

İlginizi Çekebilir

Bir Cevap Yazın