Ana sayfa SeyahatlerGezilecek Yerler İnsanlık Tarihine Açılan Manzara: Sagalassos

İnsanlık Tarihine Açılan Manzara: Sagalassos

yazan Cansu Sönmez

Merhaba ben Cansu Sönmez. İlk gezi yazıma hoş geldiniz, ilk olmasından mütevellit çok heyecanlıyım. Gezi yazımdan keyif duymanız dileğiyle hemen kısa ama çok gezmeli tatilimin “Sagalassos” kısmını anlatmaya başlıyorum.

Pandemiden dolayı, tatil için bu kadar çok noktayı gezeceğim bir program hayal etmemiştim. Ancak seyahate başlamadan birkaç gün öncesinden itibaren sürekli rotam değişti, “Geçmişken buraya da uğrarız şuraya da uğrarız” derken rota giderek genişledi. Bir arkadaşımla beraber sedan araçla yola çıktık. Açıkçası yol dört çeker araçlar için daha uygun diyebilirim.

İlk durağımız Eskişehir, sonra sırasıyla Sagalassos, Salda ve Datça şeklindeydi. Eskişehir’e daha önce geldiğimiz için sadece yeni açılan Odunpazarı Modern Müze’yi gezip Sagalassos’u görmek üzere Ağlasun’a sürdük arabayı… Yol Burdur’a varana kadar oldukça rahattı. Ancak Sagalassos’a çıkan o kıvrım dolu uzun yol güzel olduğu kadar zorlu da oldu. Ağlasun yolu üzerinden girdikten sonra Sagalassos’a dar, dik ve kıvrımlı bir yoldan gidiliyor.

Yukarı doğru çıkarken “Yahu bu tepeye niye böyle bir kent kurmuşlar?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Aslında nedeni, dış güçlerden savunmasının kolaylaşması ve bölgenin çömlekçilik gibi önemli üretim malzemelerine sahip olması. Ayrıca bölge oldukça sulak. Kentin genişleyen nüfusunun su ihtiyacı için zamanla daha verimli su kanalları ve su kemerleri inşa edilerek halkın su ihtiyacı karşılanmış ve endüstriyel anlamda çömlekçilik için gerekli su sağlanmış. Bunun yanında zeytin, zeytinyağı, şarapçılık, tahıl, yağ gibi tarımsal anlamda da verimli olan topraklar, bu bölge için ideal bir yerleşim alanı olmuş. Bölgede ticaretin olmasını sağlamış. 

Antik kente giriş 14 TL. Eğer müze kartınız varsa onunla da giriş yapabilirsiniz. Girişte aracınızı koyabileceğiniz otopark bulunuyor. Antik kente giriş yaptıktan sonra taşlık yolun kenarında sizi bir harita karşılıyor. Haritada ayrılacak süreye göre üç farklı rota belirtilmiş. Eğer tam tur yapmak isterseniz, alana 4 saatinizi ayırmanız gerekiyor. Biz maceraperest bir tavırla yola çıktığımız için pek süre hesabı yapmadık ve kenti kısa turla gezerek 2,5 saatimizi ayırabildik. Ama burası kesinlikle tekrar gitmek ve saatlerimi geçirmek, daha çok içime sindirmek istediğim bir yer.

Burdur’a girdiğiniz andan itibaren harika bir koku ciğerlerinizi dolduruyor. Ben de Antik kentin harika seyirlik noktalarında durup, derin derin nefes alarak tüm güzelliği ve o muhteşem kokuyu içime çektim. Gidecek olanlara şimdiden önemli tavsiyelerimden birisi bu!

Yeme, İçme ve Diğer Görülecek Yerler

Antik kentin girişinde bir büfe bulunuyor. Büfeden kapalı abur cubur ürünler ve soda benzeri gazlı içecekler alabilirsiniz. Büfede bulunduğu yazılan tost benzeri yiyecekler biz gittiğimizde servis edilmiyordu. Pandemi nedeniyle olduğunu düşündük ve açıkçası nedenini sormadık.

Büfenin yanında da harika manzaralı bir oturma alanı var. Biz önlem amacıyla yol kenarlarında yemek yememek adına araba buzdolabımıza yiyecekler koyduk ve yanımızda hemen bozulmayacak ürünlerimiz vardı. Bizim gibi birçok kişi de yiyeceğini yanında getirmiş, manzaralı alanda keyif yapıyordu. Ama içeriye girmeden önce mutlaka büfeden su alın, çünkü yapılar arasında oldukça uzun bir yürüme mesafesi var.

Antik kenti dolaşıp şehrin merkezine inerseniz yemek alternatifi olarak Alabalık, Burdur Şiş, Tas Kebap gibi yöresel lezzetleri tadabileceğiniz restoranları tercih edebilirsiniz.

Seyahatimden çıkarttığım derslerden birisinin, çok plan yapmak kadar kötü olan bir diğer şeyin hiç plan yapmamak olduğunu söyleyebilirim. Mesela, Sagalassos’a gelirken yol üzerindeki İnsuyu Mağarası’nı görmek için vaktimiz yoktu. Yine Burdur’da görebileceğiniz diğer yerler şöyle; Kibyra Antik Kenti, Burdur Gölü, Burdur Arkeoloji Müzesi, Salda Gölü (Sagalassos’tan sonraki durağımız burasıydı), Lavanta Kuyucak, Lisina Doğa, Susuz Kervansarayı ve Karacaören Barajı.

Biz antik kenti gezdikten sonra akşamüstü Salda’ya doğru yola çıktık ve orada kamp kurduk. O nedenle kalacak yerler hakkında kendi deneyimlediğim bir otel öneremiyorum. Ancak Burdur’da kalınacak bir çok otel mevcut.

Sagalassos Lodge & Spa ve Grand Özeren Otel & Spa‘yı inceleyebilirsiniz.

Sagalassos Antik Kentine ve Tarihine Kısa Bir Bakış

Torosların güneyinde kurulmuş Pisidia kenti olan Sagalassos muhteşem panoramaya sahip bir yer. Buradaki ilk bilimsel kazılar 1990’lı yıllara dayanıyor. Multidisipliner bir şekilde yapılan kazılar ve araştırmalar sayesinde bugün bu güzel kent hakkında oldukça fazla bilgiye sahibiz.

Yüksek bir tepede doğal savunma koşullarına sahip kenti ele geçirmek için Büyük İskender 3 kere sefere çıkmış ve sonunda MÖ 333’te kenti ele geçirmiş. Bu dönemde kente, Heroon, Bouleuterion, Dor düzenli tapınak ve anıtsal bir çeşme yapılmış. Kentin en gösterişli yapısı olan Antoninler Çeşmesi, Roma döneminde  inşa edilmiş. 

Kentte yapılan kazılarla sadece kenti açığa çıkarmak değil, çeşitli restorasyonlarla kenti yeniden ayağa kaldırmak amaçlanmış. İşte o nedenle fotoğrafta göreceğiniz Antoninler Çeşmesi’ni tam da asırlar öncesinde olduğu gibi ayakta görebiliyoruz. Asırlardır aynı kaynaktan aynı şekilde akan çeşmeye hayran kaldım, hem agoranın hem çeşmenin büyüsüne kapılıp zamanımızın büyük kısmını oraya ayırdık.

Antoninler Çeşmesi ve Yukarı Agora

Yapının uzunluğu 30 metre, yüksekliği 9 metre, ayrıca yapı tek katlıdır. Her iki ucunda: dışarıya doğru çıkıntı yapan, sütunlu birer podyum var. Su; merkez nişte bulunan 4.5 metre yükseklikteki şelaleden akıyor ve önündeki 61 metre küp kapasiteye sahip havuzu dolduruyor.

Çeşme, dönemin “Altın Çağ”ını yani barış ve refah yıllarını temsilen bolca süslemeye sahip. Bu süsleme geleneği İmparator Augustus döneminde başlamış. Çeşme süslemesinde hem su teması hem de şarap ve keyif tanrısı Dionysos kültürünün simgeleri kullanılmış.

Nişlerde bulunan heykeller çeşitli dönemlerde sürekli olarak değişmiş. Günümüze ise sadece Dionysos heykelleri sağlam olarak ulaşmış. Heykellerin replikası çeşmede sergileniyor, orijinalleri ise Burdur Müzesi’nde sergileniyor.

Yukarı Agora’da Su Gideri

1989 yılından itibaren Belçika’nın Leuven Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen kazının başkanlığını günümüzde Prof. Dr. Jeroen Poblome yapıyor. 2007-2008 kazılarında ortaya çıkarılan İmparator Hadrian ve İmparator Marcus Aurelius’a ait heykel parçaları dünyada az görülür bir işçilik kalitesine sahip. Bu heykelleri görmek için ise Burdur Müzesi’ne gitmek gerekiyor. Hadrian Heykeli 2007 yılının en önemli keşifleri arasında sayılmış ve Sagalassos 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış.

1200 km² genişliğinde çalışma alanı içinde olan bölge sadece Helenistik-Roma değil aynı zamanda tarih öncesi dönemlere ait kalıntılarıyla da ünlü. Sagalassos’un doğusunda yer alan Dereköy Yaylası’nda bölgedeki ilk insan topluluklarına dair kanıtları kronolojik olarak erken dönemlere çeken Orta Paleolitik tarihli (MÖ 120.000-45.000) eserler keşfedilmiş.

MS 117-118 yıllarında Pisidia kentleri, Sagalassos’un Pisidia bölgesi için imparatorluk kültünün merkezi (neokoros) olma talebini kabul etmiş. Kent bu unvanı MS 5. yy başlarına dek taşımış.

Aynı dönemin ilk yarısında, agoranın doğu tarafında Sagalassos’un ilk anıtsal taş binası inşa edilmiş. Bu yapının en azından bir kısmının Pazar binası olarak tanımlanabileceği öngörülmüş. Çünkü Pazar binası terimi Hellenistik agoralara bitişik inşa edilmiş, belirli özelliklere sahip ve işlevsel olarak agora ile bağdaşık anıtsal yapıları tanımlamakta kullanılıyor.1

İmparator Marcus Aurelius heykelinin başı. Roma İmparatorluğu Dönemi, MS 2. yüzyıl (yak. MS 170-180) bknz. YapıKredi Kültür Sanat – Roma İmparatorlarının Gözde Şehri Sagalassos

Toplumun kentsel planlamasının bir başka çağdaş göstergesi ise Sagalassos’taki çömlekçilerin Yukarı Agora’nın güneyindeki yamaçlarda tek bir alanda toplanması.

Sagalassos’un tarihi katmanlarını, dönemdeki insanların yaşayışlarını anlamak ve Antoninler Çeşmesi’ni yaptıran Marcus Aurelius’un ve Sagalassos’a “Pisidia’nın birinci kenti” unvanını veren İmparator Hadrian heykelini görmek için Burdur müzesini de mutlaka görmek gerekiyor. Biz kenti gezmeden önce İstanbul’da Yapı Kredi Kültür Sanat’ın düzenlemiş olduğu “Bir Zamanlar Toroslarda Sagalassos” sergisini gezmiştik. Vakit darlığından dolayı Burdur Müzesi’ne gitmedik ki zaten hali hazırda önemli parçalar hala İstanbul’da segileniyordu. Ayrıca Yapı Kredi Yayınları, sergiyle ilgili bu yazıda kaynak olarak da başvurduğum çok detaylı bir kitap çıkarmıştı. Kitapta uzman kişilere ait 27 makale bulunuyor ve sergiyle aynı adı taşıyan bu kitap, bölgeye ait en güncel kaynak niteliğinde.

Sagalassos’un Hellenistik Dönem çömlekçiler mahallesinde üretilmiş. Geç Hellenistik Dönem’e tarihlenen damgalı tabak.2
Yukarı Agora’ya girişin görünümü ve hemen arkasında şehrin önemli insanları için dikilen şeref sütunlarından bir tanesi görünüyor.

Fotoğrafta görülen Kuzeybatı Heroon, Augustus dönemine ait ve kent için önemli rol oynamış genç bir aristokratı onurlandırmak için yapılmış. Bu yapılar küçük bir tapınak gibi görülüyor. Hatta bazen de anısına yapıldığı kişinin mezarı içinde bulunuyor. Heroon’un üzerinde dans eden kızlar frizi var, yüksek tabanlı dans ayakkabısı giymiş bu figürler Burdur taşından yontulma.

Sagalassos’un tiyatrosu enfes bir manzaraya sahip. Ünlü arkeolog Charles Fellows kente yaptığı gezide bu tiyatroyu güncesine şu şekilde aktarmış:

“Yükselen tepenin yamacında, bugüne dek gördüğüm veya duyduğum tiyatroların en zarifi ve en güzeli yer alır…”

MS 120’de yapımına başlanan tiyatro, halkın nüfusu 5000 kişiden oluşmasına rağmen bölgenin imparatorluk kültü kutlamalarına yetebilmek için 9000 kişilik inşa edilmiş.

Bu küçük Geç Hellenistik Çeşmenin inşası Sagalassos’un sur duvarlarının dışına taşıp geliştiği zamana denk geliyor. Güzel bir manzaraya sahip çeşme, kentin varlıklı kesiminin yerleştiği bölgede yer alıyor. Mahalle suyunu bu çeşmeden alıyormuş. Pek çok evin de doğrudan bu çeşmeyle su bağlantısı bulunuyor.

Kaya Mezarlarının uzaktan görünümü

 1.Haz. Ebru Torun, Peter Talloen, Marc Waelkens, Bir Zamanlar Toroslarda Sagalassos, YKY, 2019, s.36

2.Haz. Ebru Torun, Peter Talloen, Marc Waelkens, Bir Zamanlar Toroslarda Sagalassos, YKY, 2019, s.67

Son Söz

Antik kentleri gezmek beni hep şaşırtmıştır. Tarih öncesinin izlerini görmek dönemin ekonomisine, yaşamsal faaliyetlerine, krallıklarına ve halkın sorunlarına dair bilgileri öğrenmek, insanlık sorunlarının ilkel zamanlardan çok da öteye gidemediğini hatırlatır bana. Nasıl olur da binlerce yılın farkı böylesine küçülebilir diye düşünürüm. Tabi estetik olarak kıyaslamıyorum bunu yaşamsal dertler olarak kıyaslıyorum. Çünkü Sagalassos 5000 kişilik küçük bir kent ve böyle olmasına karşın o dönemde bu devasa anıtsal yapıları mükemmel bir işçilikle ortaya koymuş olmaları gerçekten inanılmaz.

Ben yazımda aklımda kalan etkilendiğim yapıları anlattım ama kütüphanesinden, Roma hamamına daha ele alınacak birçok yapıya sahip Sagalassos. Çok özel bir yer ve her detayı tarihi önem barındırıyor. Belki diğer kısımları gezip gördüğünüz zamana ayırırsınız. Sonuçta insanın gittiği yerlerde şaşırması, sürprizlerle karşılaşması çok güzel bir his. Bir Sagalassoslu gibi çeşmenin etrafında vakit geçirdiğim ve serinlediğim, o güzel mermerlere dokunup mutlak bilincin katmanlarına dokunduğumu hissettiğim bu özel yere tekrar geleceğim!

Yazının bu kısmına kadar gelen herkese teşekkürler ilk gezi yazımdan şimdilik bu kadar, görüşmek üzere.  🙂

İlginizi Çekebilir

3 Yorumlar

Emrah tunaboylu 08/11/2020 - 14:40

Harika bir yazı olmuş sagalasosu görmek için sabırsızlandım:)

Cevapla
Münire 08/11/2020 - 18:09

Dünya durdukça Antoninin çeşmesi hiç durmasın aksın. En azından ben suyundan içene kadar😘😘

Cevapla
Aydın YÜCEL 10/11/2020 - 00:54

Çok güzel bir yazı ellerinize sağlık

Cevapla

Bir Cevap Yazın