Ana sayfa Sürdürülebilirlik İklim Krizi: 1 Derece!

İklim Krizi: 1 Derece!

yazan Cansu Sönmez

İklim krizi “bıçak kemiğe dayandı” dediğimiz bir noktada. Hayatlarımıza görünür şekilde etki eden bu problemin asıl kaynağı ise insan, sistem, yaşam tarzımız. Farkındalık yaratmak adına Smile and Travel’da bu konuya dair bir seri hazırlamaya karar verdik. İlk yazılarımız genel bilgilendirmeyi amaçlıyor. İlerleyen yazılarımızda da iklim kriziyle ilgili daha spesifik konulara yer vereceğiz.

Öyle “1 derece” deyip geçmemek gerek hayatı. Unutmamalı ki hayatı bu ince detaylar yaşanılır kılıyor. Mesela vücut ısımız ateşi 39,5 dereceye kadar tolere eder ama 40-41 derece olursa iflas eder, beyin hasarı başlar. İşte dünyamız da iflasın eşiğinde! Dünya şu anki durumundan 1 derece daha ısındığında yaşanılması çok zor bir yer olacak. Artış devam ettikçe de yok oluşun kaçınılmaz olduğu bilimsel bir gerçek.

Bu yıl hepimiz iklim krizinin beraberinde getirdiği su krizi ile karşı karşıyayız. 2008 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yapılan Su Konferansı, son derece tehlikeli bir tahmini, dünya ile paylaştı. Bu tahmine göre 2025 yılında her 3 kişiden 2’si susuzluk problemi ile karşı karşıya kalacak. Hali hazırda dünyada içmeye hazır sadece %1 tatlı su kaynağı bulunduğu gerçeği, suyu politik ve ekonomik çatışmalarda baş aktör kılıyor.

Kar her ne kadar yüzümüzü güldürse de yağış oranlarının çok düşük olması ve kar sonrası ılıman hava şartlarının tekrar etmesi, son yıllardaki az yağış oranı pek de umut verici değil. Ne yazık ki, Türkiye bahsedilen kuraklıktan fazlasıyla etkilenecek olan ülkelerden bir tanesi. Su bitince ilk etapta kuraklık göçlerinin başlayacağı söyleniyor, sonrasında ise iç savaş kurak ülkelerin kapısına dayanacak gibi gözüküyor.

Genel çerçeveye bakacak olursak; NASA tarafından yapılan küresel sıcaklık ölçümlerine göre, modern ölçümlerin yapılabildiği 1880’den bu yana geçtiğimiz son yıllar, gelmiş geçmiş en sıcak yıllar olarak kaydedildi. Bireysel olarak önlem almak çok kıymetli olsa da tek başına bunun yeterli olacağını düşünmek naiflik olacaktır. Bu nedenle yapılması gereken, iklim krizi ile ilgili gerekli kurumlardan yaşanılabilir dünya hakkımızı talep etmek.

İklim ile ilgili kavramlar

Öncelikle iklim ile ilgili değişen kavramlardan bahsetmek istiyorum. 70’li yıllarda “Küresel Isınma” ve “İklim Değişikliği” olarak hayatımıza giren bu kavramlar, sürecin doğal bir değişim olduğunu niteler gibi hissettiriyordu. Bugün, iklim eylemcileri durumun insan kaynaklı hatta temelinde sistem kaynaklı olduğunu ve dünyanın bu konuda acilen köklü değişikliklere gitmesini vurgulamak adına kavramların değişmesi gerektiğini belirtiyor. Sonrasında bu kavramlar “İklim Değişikliği”, “İklim Acil Durumu” ya da “İklim Krizi” olarak anılmaya başlandı.

Aynı şekilde “Küresel Isınma” ise “Küresel Isıtma” olarak değiştirildi. Bu terimlerin değişmesindeki amaç, yaklaşan tehlikeye karşı bir farkındalık yaratmak. Başta The Guardian olmak üzere bazı medya organlarının da yayın ilkelerini bu duruşu destekleyecek şekilde revize etmeleriyle yaygınlaşan kullanım, durumu nötr ifadesinden arındırdı diyebiliriz. Bilim insanlarının %97’si geçtiğimiz yüzyılda ısınan iklimin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor. Yine “insan kaynaklı” kelimelerine de yakından bakmak gerekirse iktidarların topluma dayattığı tüketim çılgınlığını ve buradaki çıkarlar uğruna ekolojiyi sürükledikleri krizin sistem temelli olduğu gerçeğine vurgu yapmalıyız. Sistemin yarattığı doğadan kopmuş bireyler, iktidarlar eliyle tek tipleştirilerek çarkın dişlisine eklendi. Belki de sistem kaynaklı iklim krizi demek daha doğru bir yaklaşım olur.

Nasa’nın 11 Ocak 2021 de paylaştığı Türkiye’nin yer altı su rezervlerini gösteren harita. Kırmızı renk normalden az su olan bölgeleri temsil ediyor.

Peki nedir Küresel Isıtma? Küresel ısıtma, atmosferdeki sera etkisi yaratan gazların (CO2, metan, su buharı, ozon…), yer kabuğu ve denizlerin ortalama sıcaklıklarında artışa neden olması olayı. Bu durum, iklim krizini tetiklemekte ve dünyanın ısınmasına neden oluyor. Yaygın endüstrileşmeden bugüne, dünyanın 1 derece ısındığı bilim insanları tarafından söyleniyor.

Isı artışı

Dünyadaki ısı artışı kendini öncelikli olarak okyanuslardaki ısı değişimi ve buzulların erimesi olarak gösteriyor. Bugün sera gazı emisyonları dursa bile atmosferdeki yer alan konsantrasyonların, 0,5 ila 1 derece arasında küresel sıcaklık artışına sebep olacağı öngörülüyor. Bilim insanları ise 0,5 derece artışta ısının sabitlenmesinin gerektiğini vurguluyor.

Bize sayısal olarak az görünen bu rakamların yaşamsal etkisi oldukça büyük. Örneğin, dünya altı bin yıl önce şu anki duruma göre bir derece sıcakken Amerika’nın tarım arazisi Nebraska bölgesi çöldü, bölgede toz ve kum fırtınaları hakimdi. Sonuç olarak 1 derecelik artıştan kaçınmak mümkün görünmese de önlemler alınırsa 2 derecelik artıştan kaçınmak %93 derecede mümkün gözüküyor. Bunun için önümüzdeki 10 yıl süresince dünya üzerindeki gaz emisyonlarının %60 azaltılması gerekiyor, bunun da dünya tarihinde görülmemiş üstün bir özveri demek olduğunu belirtmekte fayda var.

Konuyla ilgili acil aksiyon alınması ve insanların yaşam tarzlarını değiştirmeleri önem taşıyor. Birleşmiş Milletlere göre dünya üzerindeki zengin %1’lik kesimde yer alanların, en yoksul yüzde %50’lik dilimde yer alanların toplamının iki katından daha fazla karbon salımına sebep olduğu belirtiliyor. BM Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan raporda, koronavirüs salgını nedeniyle bu yıl karbon salımında yüzde 7 düşüş olacağı, ancak bunun 2050’ye kadar sıcaklık artışını sadece 0,01 derece azaltacağı belirtiliyor.

Aynı şekilde zengin ve gelişmiş ülkelerin yarattığı karbon salımı bu konuda çok etkisi olmayan yoksul ülkeleri daha çok etkileyecek. Karbon salımı konusunda başı çeken ülkelerde Çin ve ABD geliyor. Başta zengin ülkelerin yapacağı yatırımlar hem ahlaki sorumluluk gereği önemli, hem de çevre için öncül hareketi oluşturacaktır. Her ülkenin kendi geleceği için başlatacağı iklim hareketi nihayetinde tüm dünyayı etkileyecek olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Son Notlar

İklim krizi çok yönlü incelenmesi gereken bir durum. Plastik kullanımı, fosil yakıtların etkisi, aşırı su tüketimi, betonlaşma, ormansızlaşma bunların dışında sürece etkileyen sosyal, kültürel ve siyasal etkiler… Hepsine dair spesifik olarak bilgilenebileceğiniz makaleler ve belgeseller var. Konuyla ilgili izleyebileceğiniz bir kaç belgeseli aşağıda sizler için sıraladım:

KAYNAKÇA

Akyüz, A. Ali (2019), Yaşamsal Bilinmezlik: İklim Krizi ve Gıda

Yılmaz, M. Levent, Peker, H. Sencer (2013) Su Kaynaklarının Türkiye Açısından Ekono-Politik Önemi Ekseninde Olası Bir Tehlike: Su Savaşları, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi

Mehmet Ali Çelik (2019), İklim Değişikliği Değil, Sistem Kaynaklı Ekolojik Denge Bozulumu

www.ekolojist.net
www.ntv.com.tr
www.bbc.com
www.gazeteoksijen.com (Melis Alphan’ın “Uğruna Göç Edilen Okul” Röportajı)

İlginizi Çekebilir

Bir Cevap Yazın